Hilal Tomba: Süt stadyumu


Öncelikle herkese merhabalar, ben hikayelerimizi hayat görüşü biçiminde yazmayı seviyorum. Keyifli okumalar dilerim…

Ateşe sorsanız en olmaz yeri ben yaktım der. Toprağa sorsanız en sağlam insanı ben çaldım der. Göz yaşına sorsanız dağ gibi adamı ben ağlattım der. Bıçağa sorsanız en sağlam düğümü ben kestim der. Hırsıza sorsanız ben çalmadım der. Sapığa sorsanız ben bakmadım der. Böylece yapmak ile yapmamak arasındaki dava nesilden nesile aktarılır. Herkesin kendine göre ateş olup cürmük kadar yer yaksa bile övündüğü bir haklılık davası vardır. Aslında ben en çok ölmek ile gömülmek arasındaki o bağdan hasat almak istiyorum. İnsanın gömülmesi için ne kadar ölmüş olması gerekir? Ölümler bir keredir? İnsan bir canlıdır? İnsan, bir canlıdır? Bu teoride ve bilimselde doğrudur. Şah damarını attırmayın boşuna. Ama uygulamadaki kısımda yanlıştır. Bedeni sağlam duruyor ve kokmuyor, saçları uzuyor diye ölmemiş demek midir? Hayır.

Sevdikleri gerçekten ölmüş insanlar, sevdiklerinin eşyalarını birer birer birilerine dağıtmış olan insanlar bir parça ölmüştür bir kere. Şah damarını koparmayın. Hayatının bir parçası yarım, kopuk, bozuk ya da kırık insanlar da. Sevdiklerine kavuşamayan, akıl tutulması yaşayan kişiler sayesinde adını kara sevdalar ile duyuranlar… Yani ölmeden mezara koymak dedikleri bu olsa gerek. Birinden habersiz olmak ufak bir intihar gibi gelir hep bana. Bir daha asla ve asla sarılmayacak olduğunu bilmek, hep uyku kaçırtır. Kıymık gibi. Hayır kıymık olsa çıkardı, çocuk olsa doğardı, acı olsa dinerdi, yaş olsa kururdu. Bu çok başka bir şey. Yaşıyor ama senin bundan haberin yok. Masal misali bir varmış bir yokmuş. Daha önce buradaydı ama şimdi yok. Geçmişimiz de geleceğimiz olabiliyormuş demek ki. Artık feyz alıp devam etmek mi yoksa masal kahramanı olmak mı bunun kararı da yorumu da bizlere kalmış.

Dinmeyen acı, kurumayan çamaşır, buruşmayan pantolon, doğmayan çocuk, öpülmeyen dudak, doğmayan gün mü var? Denizden çıkan rahmetlerin yağmuru, balık yemeğe gidelim mi? Baştan başlamak değil yahu. Yarınlara yarımlar ile gitmemek gibi, bıçağın kestiği düğümü teselli etmek gibi, hırsızı dinleyip hikayesine ağlamak gibi, el öpmeyi sevmeyenler olarak büyükleri gözlerinden öpmek gibi. Sahi ne değerlidir o büyükler… yaşlanırken yaşlanmış, yavrusunun yavrusu, canının canını olduğumuz büyükler. Anneanne dizi, babaanne sohbeti çekti canım, kanım kanıma karışırcasına. Belki bende onlarla bir parça ölmüştüm. Fenerbahçe’de yan gelelim mi? Enginlere fısıldayalım her şeyi. Defterin yeni sayfasına geçmek değil yahu. Göz yaşının ağlattığı dağ gibi adama sarılmak gibi. Biraz daha ağla rahatla der gibi. Cürmük ya da cücük kadar bile olsa ateşin yaktığı o yere yama yapmak için, belki de biraz pansuman…

Durum bu haldeyken nasıl felaketim olursunuz da ağlayabilirim ki? Aslında her şey bir varmış bir yokmuş…

Hilal Tomba
İstanbul


Beğendiysen Paylaş

Bu Hikayeye İfaden Ne Olur?

İğrenç İğrenç
0
İğrenç
Sende mi ? Sende mi ?
0
Sende mi ?
Kahretsin Kahretsin
0
Kahretsin
Şapşal Şapşal
0
Şapşal
Aşk Dolu Aşk Dolu
0
Aşk Dolu
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç
Mükemmel Mükemmel
2
Mükemmel

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir