Sevin bizi!


Güzide düşüncelerimle o boş sokaktayım. Ruhum bedenimden geniş, ben’im inşaattan harabe. Varmak istediğim yer olmadığında ayaklarım benden geri alınıyor.

Bugün çok düşündüm saç uçlarımdaki kırıklar makas’a dolarken. “Kırıklarım çok abla” dedim. Kuaförüm dönüp “kalp kırıklığı olmasın fıstığım” dedi. Gözlerinde tüm kadınların yorgunluğunu hissettim. Bilen bilir, kuaför salonlarını, şahası pahasından büyük koltukları, binbir ağızdan dönen sigara ile sönen gıybetleri pek sevmem ben. Gidersem ayda yılda bir; yaratıcıya sığınırım hemen bitmesi için. Çil yavrusu gibi öteye beriye gitmeyin hatunlar… dertleri har vurup harman savurmak yerine caf caflamayı kaldıramıyorum sadece. Omuzlarımız genişleye genişleye ağlamak yerine yumruklarımıza biriktirmemize içerliyorum. İki makas deyince bu kadar dirilmeyi ve canlanıp dans etmeyi kalbe değil de saçlara nasıl kaptırdık diye düşünüyor ve kırılınca kendini belli etmeyi de saçlara bıraktığımız aklıma gelince zincirleri halkalara dolayıp daha fazla üzülüyorum. Yoksa kuaförler psikolojik semptomlarımızı normale indirgerler. Oraya gittin mi yeniden doğarsın. Başkasının derdi ile yoğrulur, pişmiş olarak kalkarsın. Bakma durum böyle olunca o koca koca tel tel kirpikler, abartılı aslan yelesi permalar, kan kırmızısı uzun tırnaklar hoşuma gitmiyor değil. Şu içimdeki dalgalar durulmuyor ki “neden” sorusunu ifşa etmeyeyim.

Bizim salonda bir başka baş karekter daha var. Onun sahnesi ne zaman gelse bizim kız yad’ıma düşer. Fön fırçasının her darbesinin kalbinin acısı ile doğru orantıda gidip geldiğini elbette ki…

“Ne yapacağız sana?” “Senin işlem nedir?” Yerine “yara ne kadar derin?” Diyecek bir cesaret beklediğimden belki sevmeyişlerim. Tırnağım kırılınca kıyamet koparamadığım için saç uçlarımı, bölgesel ağırlıklarımı bahane edip ağlıyorum ne yapayım?!

Bir yere varmaya karar verdim ya; yeniden geliyor ayaklarım… Allı pullu hatunların güllü dallı elbiseleri yordu beni. Lakin otursam ayaklarım yine kesilecek tam bileklerimden. Yürüyorum o yüzden. Sağlı sollu voltalar atarken sessizliğin bir aşufte olduğunu düşünmüyor değilim. Kuyruk sallayan geniş kalçaları, alevler yandıran kalın dudakları var! Güzellik bu ya; örtüverecek tüm kusurları. Masal bu ya; küçük prens zalim vezirin elinden kurtulacak. Güneş bu ya; kavuracak. Hayat bu ya; üzen-üzülecek!

Melekler ben rota çizine kadar bacaklarımı tekrar almaya gelmeden şuraya bir not düşeyim. Biz kadınlar size yemek yapalım derken gökkuşağını kaç kez kaçırdık biliyor musunuz sayın beyler? Yeni aldığımız iç çamaşırlarını utana sıkıla giymenin bin derecede kaynattığını biliyor musunuz sayın kayınvalideler? Bekaret kanımızın aktığı o çarşafın kirli yüzünü babamızın alnının akı ile karıştırdığınız günden beri nefes alamadığını peki sayın kayınpederler? Sadece bu kadar mı bizim hayıflandıklarımız?! Ne büyük yanılgılı yenilgi! Sevilmedikçe tamir olmaz kamçılanmaktan morarmış bedenlerimiz. Kurbanınız olayım doğuramadığımız her çocuk için doğurun bizi. Kadın olan yerlerimiz var diye dokunmayın insan olan yerlerimiz kalmış mı diye karıştırın hatlarımızı… Sevin ulan, sevin bizi!


Beğendiysen Paylaş

Bu Hikayeye İfaden Ne Olur?

İğrenç İğrenç
0
İğrenç
Sende mi ? Sende mi ?
0
Sende mi ?
Kahretsin Kahretsin
0
Kahretsin
Şapşal Şapşal
0
Şapşal
Aşk Dolu Aşk Dolu
0
Aşk Dolu
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Mükemmel Mükemmel
0
Mükemmel

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir